Burası her zaman gittiğimiz balıkçımız.... Yorgunluğu atıp çekirdek aile olarak baş başa kalmak istediğimizden Pazar günü için sığınağımız oldu. Diğer tüm olanları inşallah çok yakında yazmayaı başaracağım...
Salı, Temmuz 14, 2009
Pazartesi, Haziran 29, 2009
Kafaya takmaca... ipuçlarını çözmece....
Kafama 37 yaşımda olduğuma aldırmadan şunlardan takmak istiyorum.
Hani Dem.et Ak.alın’ın son klibindeki kafasına taktığı pembe gibi. Cesaretim yok o ayrı…. Böyle ve bunun gibi 35000 tane şey sayabilirim.
Çok sıkıldım, çok bunaldım ama her şeyden. Öyleki şuraya yazmayalı bin yıl olmuş. Bir şeylerin intikamını yada hırsını alırmış gibi hıncımı kitaplardan çıkarıyorum. 2 hafta içinde 10 kitap bitirdim. Genel olarak 600-700 sayfa civarındalardı ve ben nerdeyse nefes almadan okudum. Bazen çıldırdığım noktalarda konuşup milleti parçalamamak adına kendimi kitaplara veririm de .
Kitap demişken değişkendir halim. Bu son okuduklarım tarihi aşk romanları. Ama nasıl rahatlattılar beni anlatmak imkansız. Mesela Ju.dith Mc.Naught diye bir yazar varmış keşfetmiş bulundum. Kendisine teşekkürlerimi iletirim, bana terapi gibi geldi.
Düğün, kız isteme, nişan, nikah, doğum furyasında baş aktör olarak debeleniyorum yine. Temmuzun 4.haftası tatilimi iple çekiyorum zira insanlardan çok ama çok sıkıldım.
Bu arada bu bloga ve sahibesine bayılıyorum.
İnsanların arsızlıklarından ve üstüne üstlük yüzsüzlüklerindense midem bulanıyor.
Deli dumrulun tekiyim bu aralar. Bu yaz bana hiçmi hiç iyi gelmedi. Tocanın başının etini yemekle meşgulken bu adam bana nasıl tahammül edebiliyor diye bazen düşünmeden edemiyorum.
Toca demişken buraya not düşmek için yazıyorum (gizli bir not, belki birileri sarı ile yazıldığının farkına varmazlar da sadece ben bilirim diye boş bir hülya içerisindeyim), son gittiğimiz nikah yemeğinde yaptığı tek ve sessiz hareket beni benden almıştır, bu hareketi asla unutmamalıyım…. İkinci not; bu hareketin tek tanığı yanımda oturup salatasını didikleyen Mualla hanımdır ki salata neredeyse boğazında kalıp ağzından mısırları fışkırtarak “vay be” demesi de ekstra unutulmayacak görüntüdür.
Demek ki neymiş kocalarda uzun evlilik ve birlikteliklerden sonra bile romantik olabiliyorlarmış… tabi isterlerse bunu da belirtmek de yarar var…
Hani Dem.et Ak.alın’ın son klibindeki kafasına taktığı pembe gibi. Cesaretim yok o ayrı…. Böyle ve bunun gibi 35000 tane şey sayabilirim.
Çok sıkıldım, çok bunaldım ama her şeyden. Öyleki şuraya yazmayalı bin yıl olmuş. Bir şeylerin intikamını yada hırsını alırmış gibi hıncımı kitaplardan çıkarıyorum. 2 hafta içinde 10 kitap bitirdim. Genel olarak 600-700 sayfa civarındalardı ve ben nerdeyse nefes almadan okudum. Bazen çıldırdığım noktalarda konuşup milleti parçalamamak adına kendimi kitaplara veririm de .
Kitap demişken değişkendir halim. Bu son okuduklarım tarihi aşk romanları. Ama nasıl rahatlattılar beni anlatmak imkansız. Mesela Ju.dith Mc.Naught diye bir yazar varmış keşfetmiş bulundum. Kendisine teşekkürlerimi iletirim, bana terapi gibi geldi.
Düğün, kız isteme, nişan, nikah, doğum furyasında baş aktör olarak debeleniyorum yine. Temmuzun 4.haftası tatilimi iple çekiyorum zira insanlardan çok ama çok sıkıldım.
Bu arada bu bloga ve sahibesine bayılıyorum.
İnsanların arsızlıklarından ve üstüne üstlük yüzsüzlüklerindense midem bulanıyor.
Deli dumrulun tekiyim bu aralar. Bu yaz bana hiçmi hiç iyi gelmedi. Tocanın başının etini yemekle meşgulken bu adam bana nasıl tahammül edebiliyor diye bazen düşünmeden edemiyorum.
Toca demişken buraya not düşmek için yazıyorum (gizli bir not, belki birileri sarı ile yazıldığının farkına varmazlar da sadece ben bilirim diye boş bir hülya içerisindeyim), son gittiğimiz nikah yemeğinde yaptığı tek ve sessiz hareket beni benden almıştır, bu hareketi asla unutmamalıyım…. İkinci not; bu hareketin tek tanığı yanımda oturup salatasını didikleyen Mualla hanımdır ki salata neredeyse boğazında kalıp ağzından mısırları fışkırtarak “vay be” demesi de ekstra unutulmayacak görüntüdür.
Demek ki neymiş kocalarda uzun evlilik ve birlikteliklerden sonra bile romantik olabiliyorlarmış… tabi isterlerse bunu da belirtmek de yarar var…
Cuma, Mayıs 29, 2009
“Kader; cennetten kalkan bir tren”
Tam da çok tuhaf bir anın içinde iken bu lafı duyduğumda “ne yapmalıyım” dedim.
Eğer kader bir tren ve durakları da bilinmiyorsa nerde inip nerede binebileceğimi kim gösterecekti bana.
Hayat?
Kendim?
Veya kaderin ta kendisi mi?
Asıl can alıcı soruysa çantalarımı, kafamdakileri, arkamdakileri, etrafımdakileri ve en önemlisi kendimi kaybetmeden bu durakları nasıl bulacağım…..
Tam da çok tuhaf bir anın içinde iken bu lafı duyduğumda “ne yapmalıyım” dedim.
Eğer kader bir tren ve durakları da bilinmiyorsa nerde inip nerede binebileceğimi kim gösterecekti bana.
Hayat?
Kendim?
Veya kaderin ta kendisi mi?
Asıl can alıcı soruysa çantalarımı, kafamdakileri, arkamdakileri, etrafımdakileri ve en önemlisi kendimi kaybetmeden bu durakları nasıl bulacağım…..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


